|
ISTANBUL'un TARIHÇESI VE FETHI
Istanbul'un tarihi 300 bin yil önceye kadar uzanir. Küçükçekmece gölü kenarinda bulunan Yarimburgaz magarasinda yapilan kazilarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlanmistir. Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanlarin yasadigi sanilmaktadir. Çesitli dönemlerde yapilan kazilarda, Dudullu yakinlarinda Alt Paleolitik Çag'a, Agaçli yakinlarinda ise, Orta Paleolitik Çag ile Üst Paleolitik Çag'a özgü aletlere rastlanmistir. 5000 yillarindan itibaren basta Kadiköy Fikirtepe olmak üzere Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpasa, Kilyos ve Ambarli'da yogun bir yerlesimin basladigi sanilmaktadir. Ama bugünkü Istanbul'un temelleri M.Ö. 7. yüzyilda atilmistir. M.S. 4. Yüzyilda Imparator Constantin tarafindan yeniden insa edilip, baskent yapilmis; o günden sonra da yaklasik 16 asir boyunca Roma, Bizans ve Osmanli dönemlerinde baskentlik sifatini sürdürmüstür. Ayni zamanda, Imparator Constantis ile birlikte Hristiyanligin merkezlerinden biri olan Istanbul, 1453'te Osmanlilar tarafindan fethedildikten sonra Müslümanlarin en önemli kentlerinden biri sayilmistir.
ISTANBUL TARIHINDEKI BELLI BASLI DÖNEMLER
Bizantion (M.O. 660 - M.S. 324) Yunanistan'dan gelen Megara'lilar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek Istanbul'a ulastilar ve bugünkü Kadiköy'de Halkedon adini verdikleri bir kent kurdular. "Körler Ülkesi" olarak da anilan Halkedon'un halki tarimla ugrasiyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanlari Bizans önderliginde yola çikan Mega'lilarin diger bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun oldugu yerde baska bir kent daha kurdu. Efsaneye göre Delfi Tapinagi'ndaki kahinin ögüdüne uyarak burayi seçen Megara'lilar, komutanlarinin adindan hareketle, kente "Bizantion " adini verdiler. Bu yörede Megara'lilardan önce de bazi Trak topluluklari yasadigi bilindigi için Megara'lilarla yerli halkin kaynasmis olduklari sanilmaktadir. Pek çok istilalara ugrayan Bizantion, M.Ö. 269'da Bithynialilar tarafindan yagmalanarak ele geçirildi. M.Ö. 202'de Makedonyalilar'in tehdidinden korkarak, Bizantion Roma'dan yardim isteginde bulundu. Bu dönemden itibaren kentte Roma Imparatorlugu'nun etkisi baslamis ve M.Ö 146'da kent Roma'nin egemenligine girmistir. Önceleri idari olarak varligini sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyaletinin bir parçasi haline gelmistir. Böylece 700 yillik kent devleti statüsü sona ermistir. 73 yilinda Bizantion Roma'nin Bithynia-Pontus eyaletine baglandi. Imparator Vespasianus kentin gelisimine katkida bulundu. 193 yilina gelindiginde, Roma Imparatoru Septimus Severus, Partlar'in tarafini tutan Bizantion'u kusatarak kenti yagmalayip, surlari da yiktirdi. Daha sonra ise surlari yeniden insa ettirip, kenti imar etti. Yeni binalarla sokaklari düzenledi. Hipodrom insaatini baslatti. 269'da kent bu defa Gotlar'in saldirisina ugradi. Zafer kazanan Gotlar, deniz kiyisina yakin bir yere sütunlarini diktiler. 13'de Nicomedialilar kenti ele geçirdiler. I. Constantinus, Nicomedialilar'la yaptigi savasi kazanarak kenti geri aldi.
Roma Imparatorlugu'nun baskenti (324 - 395)Bizantion Roma'nin Dogu'sunun yönetim merkezi olarak seçildi. Bu yeni konumu, kentin dünya kültürü ve siyaseti içindeki önemli rolünü de belirledi. I. Constantinus (324-337), Romali soylulari Bizantion'a çagirarak kentin Romali nüfusunu artirdi. Yeni baskentin konumuna yakisir bir imar hamlesi baslatildi. Limanlar ve su tesisleri yeniden düzenlendi. Kent içi su dagitim sistemlerinin temelleri atildi. Savunma için yeni bir sur yaptirildi. Septimus Severius'un baslattigi hipodrom insaati tamamlandi. 100 bin kisilik hipodromun genisligi 117, uzunlugu ise 480 metreydi. Hipodrom duvarlarinin üzeri çok sayida heykelle süslüydü. En önemlisi de at heykelleriydi. Kentin Latinler tarafindan istila edilmesiyle bu at heykelleri Venedik'e, San Marco Meydani'na tasindi. Hipodrom'daki (Sultanahmet Meydani) imparatorluk sarayi (Sultanahmet Camisi'nin bulundugu alan) ve anitsal ibadethaneler, akropolis (Topkapi Sarayi'nin bulundugu yer) yapildi. Önceleri Nea (Yeni) Roma adi ile anilan kenti, I. Constantinus kendi adiyla özdeslestirdi. 11 Mayis 330 tarihinde kentin adi Constantinopolis olarak ilan edildi. Önce Aya Irini, ardindan 360 yilinda da Ayasofya kiliselerini yaptiraran I. Constantinus, kenti Hiristiyan dünyasi için önemli bir merkez haline getirdi.Bizans Imparatorlugu Dönemi (395 - 1453) 476'da Bati Roma'nin yikilmasindan sonra Dogu Roma Imparatorlugu, Bizans Imparatorlugu'na dönüsmüs ve Istanbul da, bu yeni imparatorlugun baskenti haline gelmistir. 6. yüzyilin ortalari, Bizans Imparatorlugu ve Istanbul için yeni bir yükselis döneminin baslangicidir. Imparator I. Jüstinyen yönetimindeki bu dönemde daha önce tahrip edilmis olan Ayasofya bugünkü haliyle yeniden insa edilmis, 543'lerde kentte görülen ve nüfusun yarisinin ölümüne sebep olan veba salgininin izleri silinmistir.
7, 8 ve 9. Yüzyillar Istanbul için kusatilma yillari oldu. Yedinci yüzyilda Sasaniler ve Avarlar'in saldirisina ugrayan kenti, sekizinci yüzyilda Bulgarlar ve Müslüman Araplar dokuzuncu yüzyilda ise Ruslar ve Bulgarlar kusattilar. 1204'de kent Haçlilar tarafindan ele geçirildi ve yagmalandi. Bu isgal ve yagma sonrasinda ortaçagin en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüstü. Bu dönemden sonra Istanbul sürekli küçülmeye ve fakirlesmeye basladi. Sehrin soylu ve zenginleri Iznik'e göç etti. Latin Imparatorlugu sadece Istanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi.Iznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan'daki Epiros'ta bir Bizans muhalefeti gelisti. 1254 yilina gelindiginde Latin Imparatorlugu çepeçevre kusatilmisti. Bu esnada Istanbul çok fakirlesmis hatta Latin Imparatoru II. Baudouin isinmak için sarayinin ahsap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya baslamisti. Nihayet 1261 yilinda Palailogos Hanedani Istanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece Istanbul'daki Latin dönemi sona erdi.
Osmanli Imparatorlugu Dönemi (1453-1923)Kent, 1391 yilindan baslayarak Osmanlilar tarafindan kusatilmaya baslandi. 1396'da I. Bayazid (1389-1403), Karadeniz'den gelecek yardimlari önlemek için kentin Anadolu yakasina bir hisar yaptirdi.Kenti almaya kararli olan II. Mehmed de (1451-1481), Bizans'a Kuzey'den gelecek yardimlari her iki taraftan Bogaz'i tutarak önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasina Rumeli Hisari'ni insa ettirdi. Istanbul'un fetih hazirliklari bir yil önceden baslatildi. Kusatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 16 kadirgadan olusan güçlü bir donanma olusturuldu. Asker sayisi iki kat arttirildi. Bizansin yardim almasini engellemek için yardim yollari kontrol altina alindi. Ceneviz'lilerin elinde bulunan Galata'nin da savas esnasinda tarafsiz kalmasi saglandi. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanli öncü kuvvetleri Istanbul önlerinde görüldü. Böylece kusatma basladi. Iki aya yakin süren bu kusatma dönemi 29 Mayis 1453 günü sabaha karsi baslayip, ögleden sonra kentin ele geçirilmesiyle tamamlandi. Bu tarihten itibaren Istanbul bir Osmanli kenti oldu.
Fetihten sonra sehrin kalkindirilmasi için yeni iskan bölgeleri olusturuldu. Bizans'in son dönemlerinde görkemini yitirmis olan kentte, öncelikle eskiden kalma binalar ve surlar onarilmaya baslandi. Bizans altyapilari üzerinde Osmanli'nin temel kurumlarinin binalari yükselmeye basladi. Büyük su sarniçlarinin da korunmasi saglandi. Osmanli kimligine uygun bir gelisme gösteren Istanbul artik imparatorlugun baskenti idi. Nüfusu artirmaya yönelik bu iskan ve sürgünlerle olusan mahalleler daha sonraki Istanbul idari yapisinin temelini olusturdu. 1459'da Istanbul her biri farkli demografik özellikler tasiyan dört idari birime ayrildi. Bunlardan biri idarenin merkezinin oldugu Suriçi, diger üçü ise surdisinda yeralan ve "Bilad-i Selase" olarak adlandirilan Eyüp (Büyük ve Küçük Çekmece, Çatalca ve Silivri dahil), Galata ve Üsküdar'di. 1457 sonunda eski baskent Edirne'nin ugradigi büyük yanginla sehre yeni göçmenler geldi ve sehir oldukça senlendi. Istanbul, fetihten elli yil sonra Avrupa'nin en büyük sehri haline geldi. 16. yüzyila büyük bir sehir olarak giren Istanbul, Küçük Kiyamet olarak anilan 14 Eylül 1509 depreminde çok zarar gördü. 8 Siddetinde oldugu tahmin edilen ve artçi sarsintilari 45 gün süren depremde binlerce bina yikildi, binlerce kisi öldü.
Istanbul, 1510'da Sultan II. Beyazid tarafindan 80.000 kisinin istihdamiyla neredeyse yeniden kuruldu. Bu yüzden günümüze gelebilen eserlerin büyük çogunlugu bu devirden kalmistir. 1520-1566 yillari arasinda Kanuni Sultan Süleyman yönetiminde Istanbul birçok degerli esere ve izleri günümüze kadar ulasan bir kent planina kavusarak, gelismistir. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan imzali birbirinden degerli çok sayida eser insa edilmistir. Veba salgini, yanginlar ve sellere ragmen Kanuni dönemi Istanbul için tam bir yükselis dönemi sayilmistir. Lale Devri olarak da anilan Nevsehirli Damat Ibrahim Pasa'nin sadrazamligindaki 1718-1730 yillari, itfaiye teskilatinin kurulmasi, ilk matbaanin açilmasi ve çesitli fabrikalarin insasiyla Istanbul'un degismeye basladigi dönemdir. 3 Kasim 1839'da Topkapi Sarayi'nin Gülhane Bahçesi'nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat Fermani ile Istanbul'da yeni bir dönem açildi. Batililasma sürecinin hizlandigi bu dönemde Istanbul'da mimariden yasama tarzina, egitim kuruluslarindan sanayi kuruluslarina kadar birçok alanda yenilikler yasandi.
Bu dönemde sehir yeni alanlara dogru genislemeye basladi.Suriçi Bakirköy yönünde, Galata ise Tesvikiye yönünde yayilirken; Bogaziçi'nde Sariyer'e iskan hizlandi. Anadolu yakasi ise bir taraftan Bostanci, diger taraftan Beykoz'a dogru büyüdü.Bu yillar, altyapi ve kent hizmetlerinde de önemli gelismelere sahne oldu. Haliç üzerine köprü yapilmasi, tünel (metro), Rumeli Demiryolu, kent içi deniz tasimaciligi yapan Sirket-i Hayriye'nin açilmasi, Sehremaneti (Belediye) örgütünün diger belediye dairelerinin kurulmasi, ilk telgraf hattinin çekilmesi, Zaptiye Nezareti'nin kurulmasi ve ona bagli karakollarin açilmasi, Vakif Gureba Hastanesi'nin hizmete girmesi ve Atli Tramvay Sirketi bu gelismelerin sadece bazilaridir. 23 Aralik 1876'da I. Mesrutiyet ve 24 Temmuz 1908'de II. Mesrutiyet ilanlarina sahne olan ve halk arasinda "Üçyüzon Depremi" denen 1894 depreminde büyük zarar gören Istanbul', II. Dünya Savasi'nin ardindan 13 Kasim 1918'de Itilaf Devletleri donanmasinca isgal edildi.
1923 yilinda Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusuyla Istanbul'un baskent dönemi sona erdi.
ISTANBUL GENEL
Her devirde sehrin en önemli ve dinamik yeri, yarim ada yedi tepesinin ilki olmustur. Sehrin ilk kuruldugu akropol surlarla çevrili, tipik bir Akdeniz ticari yerlesimiydi. Roma devrinde bu merkez genisletilerek, yenilenmistir. Günümüze çok az kalintilari kalan Roma devri önemli yapilari ve abideleri Hipodrom çevresinde insa edilmisti. “Büyük Saray” diye bilinen Imparatorluk Sarayi Hipodromun yanindan baslar, asagilara, deniz kenarina kadar uzanirdi. Bu Saraydan günümüze bir büyük salonun yer mozaik panosu gelebilmistir. Sehrin en önemli meydani Agusteion ve burasi ile cadde arasinda Milerium zafer taki bulunurdu. Cadde Roma’ya kadar uzanan yolun baslangici idi ve ilk km tasida buradaydi. Hamamlar, mabetler, dini, kültürel, idare ve sosyal merkezler bu civara yerlesmislerdi. Semt Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmistir. Istanbul’un en önemli abideleri Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Türk ve Islam Eserleri Müzesi, Yere Batan Sarnici burada, Hipodromun çevresindedirler. Sehrin ana caddeleri (asagi limana inen ve batiya sehir surlarina dogru gidenler) Hipodromdan baslar ve yamaçlari takip ederdi. Yol kenarlari ticari kuruluslar ve ikametgahlarla çevrili idi. Yan yollar dar ve bazilari basamaklarla yokus asagi uzanirlardi. Anayol kaldirimlari bazen iki katli, galerili insaa edilmislerdi.
Yol boyu genis meydanlardan ayrilan sapaklarla sur kapilarina ulasilirdi. Ana cadde “Mese” diye anilirdi. Surlarda Altin Kapi yolu “Via Egnetia” Roma’ya, giden yoldu. “Hipodrom” At binenlerin, atlarin meydani anlamina gelir. Roma Imparatoru Septimius Severus”un 2.yy. sonlarina insa ettirdigi hipodrom Büyük Konstantin tarafindan devasa ölçülerde genisletilmisti. Bazi tarihçiler 30, bazilari da 60 bin seyirci kapasitesinde oldugunu bildirirler. 2 veya 4 atin çektigi arabalarin yarislari esas gösterilerdi. Roma Imparatorlugu ve sonradan Bizans Imparatorlugu devrinde hipodrom sehrin toplanti, eglence, heyecan ve spor merkezi olarak 10 yy’a kadar önemini sürdürmüstü. 1204 Latin istilasi ile beraber, sehrin bir çok diger abideleri gibi burasi da önemini yitirmisti. Araba yarislari yaninda, müzisyen topluluklari, dansözler, akrobatlar, vahsi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantilar yapilirdi. Bütün bu faaliyetler için ise Roma devrinde bol tatil günleri mevcuttu. Dev ölçüde bir U harfi seklinde olan hipodromun dogu uzun tarafinda, daminda 4 bronz at bulunan, balkon seklinde, imparator locasi yer alirdi. Ortada, hipodromun kum kapli sahasini ikiye bölen, arabalarin etrafinda yaristigi alçak bir duvar, bu duvarin üstünde de Imparatorlugun çesitli yerlerinden getirilen abideler ve meshur at yarisçilari ile atlarinin heykelleri bulunurdu. Söhretli bir araba yarisçisi akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerdi. Yarisçilar yesil-mavi-sari-kirmizi gibi politik güçleri de olan takimlara ayrilmislardi. Zaman, zaman yarislara politika karisir, karsilikli güçlerin mücadeleleri korkunç katliamlara dönüsebilirdi. Hipodrom günümüze zemini 4-5 metre yükselmis ve kalabilmis 3 abide ile gelmistir.
Bunlar Misir’dan getirilen Obelisk, Yilanli Sütun ve Örme Obelisktir. Türk devrinde, bu meydanda bazen, eski günlerindeki zengin gösteriler gibi, çesitli festival ve gösteriler tertiplenmisti. Hipodrom’un batisinda, Sultan Ahmet Camii’nin karsisinda yer alan Ibrahim Pasa Sarayi 16. yy. zengin ve tipik özel saraylarin günümüze gelen tek örnegidir. Bu güzel yapi Türk ve Islam Eserleri müzesi olarak ziyarete açiktir. Muazzam Hipodromdan günümüze yuvarlak güney ucu gelmistir. Büyük kemerlerle donatilmis tugla bir yapidir. Sonraki devirlerde Hipodromun tas bloklari ve sütunlarinin tamami baska yapilarda kullanilmistir. Hipodrom girisi sagindaki parkta 4-5 yy. ait özel saray kalintilari, az ilerisinde de Aya Öfemiya Bizans Kilisesinin kalintilari bulunmaktadir.
Metin kaynak : Istanbul Valiligi Web Sitesi
Istanbul'da Tarihi Yerlerin Listesi:
Gotlar Sutunu
Çemberlitas
Beyazit Meydani
Süleymaniye Camii
Kapali Çarsi
El Isi Türk Halilari
Kariye Müzesi
Tekfur Sarayi
Sehir Surlari
Yedikule
Eyüp Sultan Cami
Haliç
Misir Çarsisi
Valide Cami
Rüstempasa Cami
Galata
Galata Kulesi
Mehter
Dolmabahçe Sarayi
Resim Heykel Müzesi
Deniz Müzesi
Yildiz Sarayi
Çiragan Sarayi
Beylerbeyi Sarayi
Anadolu Hisari
Rumeli Hisari
Kiz Kulesi
|
|
|
|
|
EYÜP SULTAN CAMİ
Kara surları ile Haliç surlarının birleştiği yerin dışında yer alan Eyüp Camii ve Türbesi İslam dünyasının kutsal yerlerinden kabul edilir. Eyüp-el Ensari Hz. Muhammet'in bayraktarlığını yapmış bir şahıstı, 7 yy. Arap kuşatması esnasında burada ölmüş, İstanbul'un Türk kuşatması sırasında mezarı keşfedilmiş, sonradan türbe ve şehrin ilk camii buraya yapılmıştı. İlk camii zelzeleden ötürü yıkılınca 1800 de bu günkü inşa edilmişti. İslam'ın kutsal Cuma günleri inançlı kalabalıklar türbeyi ziyaret ederler. Yaşlı ağaçlar, uçuşan güvercinler, namaz kılanlar, dua ve ziyaret edenler, türbe ve camii civarını mistik, renkli bir atmosfere büründürür. Avludaki türbenin duvarları değişik çağların çinileriyle kaplıdır. Tarihi kaynaklar bu semtin Bizans devrinde de kutsal bir mahal olduğunu; aziz bir kimsenin yatırının ziyaret edilerek yağmur duaları yapıldığını kaydeder. Fatih’ten sonra tahta geçip silah kuşanan sultanlar Eyüp Sultan türbesini ziyaret ederek merasimi tamamlarlardı. Camii etrafı ve civar yamaçlar mezarlıklarla çevrili olup, meşhur Pier Loti kahvesi de buradadır. İstanbul aşığı şair ve yazar Loti sık, sık buraya gelerek Haliç’in o zamanki güzel ve doyumsuz manzarasını seydermiş.Dolunay gecelerinde bu küçük kafeden ve terastan görünen seyredenlere unutulmaz anılar yaşatır.
GALATA KULESI
Fetih`e kadar iki yüz yili askin bir süre boyunca hemen hemen bagimsiz bir Ceneviz sömürge kenti olan Galata`nin birkaç kez büyütülen kentsel savunma sistemindeki yirmi dört kuleden ayakta kalabilen tek ve en anitsal olani bu kuledir.1350`de II.Murad‘in destek ve yardimi ile yapimi tamamlanabilen Kule Osmanli döneminde birkaç kez biçim degistirmistir. Günümüzde ise 1830`larda aldigi biçimle korunulmaya çalisilmaktadir.
1960`li yillarin ortasinda yaptirilan çok kapsamli bir restorasyonla Kule çagdaslastirilmistir. 2000`li yillara girilirken Kule`nin bir kez daha yenilenmistir.
DOLMABAHÇE SARAYI (MÜZESI)
Istanbul 1453 te Fatih Sultan Mehmet'in sehri kusatmasindan önce de birçok kusatmaya ugramisti.Sehri çevreleyen Roma devri surlari bütün önceki kusatmalari durdurabilmisti. Çok uzun süren kusatmalarda sehrin ihtiyaçlari deniz yolu ile takviye edilirdi.Rumelihisari, karsi kiyidaki daha erken tarihli bir Türk kalesinin karsisinda, Istanbul'u kusatma sirasinda Karadeniz'den gelebilecek yardim ve takviyeleri önlemek amaci ile, sehir kusatmasindan önce insa edilmisti.Osmanlilar Döneminde kaptan pasalarin donanmayi demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapilageldigi dogal bir liman görünümünde olan bu koy; 17. yüzyildan baslayarak dönem dönem doldurulmus ve Dolmabahçe adiyla padisahlarin Bogaziçindeki has bahçelerinden biri konumuna getirilmistir.
Tarihsel süreç içinde çesitli padisahlar tarafindan yaptirilan kösk ve kasirlarla donatilan Dolmabahçe; zamanla "Besiktas Sahil Sarayi" adiyla anilan bir saray görünümü kazanmistir.
Besiktas Sahil Sarayi, Sultan Abdülmecid Döneminde (1839-1861) ahsap ve kullanissiz oldugu gerekçesiyle 1843 yilindan baslayarak yiktirilmis ve ayni yerde günümüze dek gelen Dolmabahçe Sarayinin temelleri atilmistir.
Yapimi, çevre duvarlariyla birlikte 1856 yilinda bitirilen Dolmabahçe Sarayi 110.000 m2yi asan bir alan üstüne kurulmus ve ana yapisi disinda onalti ayri bölümden olusmustur. Bunlar saray ahirlarindan degirmenlere, eczanelerden mutfaklara, kusluklara, camhane, dökümhane, tatlihane gibi isliklere uzanan bir dizi içinde, çesitli amaçlara ayrilmis yapilardir. Bu yapilar arasina Sultan II. Abdülhamid Döneminde (1876-1909) Saat Kulesi ve Veliahd Dairesi arka bahçesindeki Hareket Köskleri eklenmistir.
Dönemin önde gelen Osmanli mimarlari Karabet ve Nikogos Balyan tarafindan yapilan sarayin ana yapisi; Mabeyn-i Hümâyûn (Selâmlik), Muayede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn adlarini tasiyan üç bölümden olusur. Mabeyn-i Hümâyûn; devletin yönetim isleri, Harem-i Hümâyûn; Padisah ve ailesinin özel yasami, bu iki bölümün arasinda yer alan Muayede Salonuysa; Padisah’in devlet ileri gelenleriyle bayramlasmasi ve kimi önemli devlet törenleri için ayrilmistir.
Tüm yapi, bodrumla birlikte üç katlidir. Biçimde, ayrintilarda ve süslemelerde gözlenen belirgin bati etkilerine karsilik bu saray, bu etkilerin Osmanli ustalarca yorumlanmis bir uygulamasidir. Öte yandan, gerek kurulus gerekse oda ve salon iliskileri açisindan geleneksel Türk evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandigi bir yapi bütünüdür. Beden duvarlari tastan, iç duvarlari tugladan, dösemeleri ahsaptan yapilmistir. Çagin teknolojisine açik olan saraya, 1910-12 yillarindaysa elektrik ve kalorifer sistemi eklenmistir. 45.000 m2lik kullanilir döseme alani, 285 odasi, 46 salonu, 6 hamami ve 68 tuvaleti vardir. Dösemelerin ince isçilikli parkelerinin üstünde, önce sarayin dokumevinde, sonra da Herekede dokunmus 4454 m2 hali serilidir.
Padisahin devlet islerini yürüttügü Mabeyn; islevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayinin en önemli bölümüdür. Giriste karsilasilan Medhal Salon, üst kat ile baglantiyi saglayan Kristal Merdiven, elçilerin agirlandigi Süfera Salonu ve padisahin huzuruna çiktiklari Kirmizi Oda; imparatorlugun tarihsel görkemini vurgulayacak biçimde süslenmis ve dösenmistir. Üst katta yer alan Zülvecheyn Salonu; padisahin Mabeynde kendine özel olarak ayrilmis dairesine bir tür geçis mekani olusturmaktadir. Bu özel dairede, padisah için mermerleri Misirdan getirilmis görkemli bir hamam, çalisabilecegi oda ve salonlar bulunmaktadir.
Harem ve Mabeyn bölümleri arasinda yer alan Muayede Salonu; Dolmabahçe Sarayinin en yüksek ve en görkemli parçasidir. 2000 m2yi asan alani, 56 sütunu, yüksekligi 36 m.yi bulan kubbesi ve bu kubbeye bagli yaklasik 4,5 tonluk Ingiliz yapimi avizesiyle bu salon, sarayin diger bölümlerinden belirgin bir biçimde ayrilmaktadir. Salon, bodrumdaki tesislerden elde edilen sicak havanin sütun diplerinden içeri verilmesiyle isitilmakta, böylelikle soguk mevsimlere rastlayan törenler daha sicak bir atmosferde yapilabilmekteydi. Geleneksel bayramlasma töreni günlerinde, Topkapi Sarayi’nda bulunan altin taht bu salona getirilerek kurulur ve padisah bu tahtta devlet ileri gelenleriyle bayramlasirdi. Galeriler ise elçilik görevlilerine, Saray Orkestrasina, bay ve bayan konuklara ayrilmisti.
Dolmabahçe Sarayinin Bati etkileri altinda, Avrupa saraylarindan örnek alinarak yapilmis bir saray olmasina karsilik, islevsel kurulusu ve iç mekan yapisinda Haremin eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayri bir bölüm olarak kurulmasina özen gösterilmistir. Ancak Topkapi Sarayinin tersine, Harem, artik saraydan ayri tutulmus bir yapi ya da yapilar toplulugu degildir; ayni çati altinda, ayni yapi bütünlügü içinde yerlestirilmis özel bir yasama birimidir.
Dolmabahçe Sarayinin yaklasik üçte ikisini olusturan Harem Bölümü'ne, Mabeyn ve Muayede Salonundan geleneksel ayrimi vurgulayan demir ve ahsap kapilarla kesilmis koridorlardan geçilmekte, bu bölümde Bogaziçinin yansimalariyla aydinlanan salonlar, sofalar boyunca padisahlarin, padisah eslerinin, çesitli görevleri olan kadinlarin, sehzade ve sultanlarin yatak odalari, çalisma ve dinlenme odalari siralanmaktadir. Valide Sultan Dairesi, Mavi ve Pembe Salonlar, Abdülmecid, Abdülaziz ve Resad tarafindan kullanilan odalar, Cariyerler Bölümü, Kadinefendi odalari, Büyük Atatürk’ün çalisma ve yatak odasi, sayisiz degerli esya, hali, levha, vazo, avize, tablo gibi sanat yapitlari Haremin ilginç ve etkileyici parçalarini olusturmaktadir.
Günümüzde Dolmabahçe Sarayinin bütün birimleri restore edilmis ve ziyarete açilmis bulunmaktadir. Sarayin degerli esyalarinin sergilendigi iki Degerli Esyalar Sergi SalonuMilli Saraylar Yildiz Porselenleri Koleksiyonundan örneklerin yer aldigi Iç Hazine Sergi Binasigenellikle Milli Saraylar Tablo Koleksiyonunun bölüm bölüm ve uzun süreli sergiler biçiminde izleyicilere sunuldugu Sanat Galerisibu galerinin alt katinda sarayin çesitli objeleri ve mimari süslemelerinden alinmis kus motiflerinin fotograflarindan olusan sürekli serginin bulundugu tarihsel koridor, Mabeyn Bölümündeki Abdülmecid Efendi Kütüphanesi; Dolmabahçe Sarayi;nin baslica sergileme birimlerini olusturmaktadir.
Sarayin hemen girisinde bulunan eski Mefrusat Dairesinde Kültür-Tanitim Merkezi yer almakta ve Milli Saraylarin çesitli yerlerinde sürdürülen bilimsel çalismalarla tanitim etkinlikleri bu merkezden yönlendirilmektedir. Öte yandan, yine bu merkezde çogunlugunu 19. yüzyila yönelik yayinlarin olusturdugu bir kitaplik kurularak arastirmacilarin hizmetine sunulmustur.
Saat Kulesi, Mefrusat Dairesi, Kusluk, Harem ve Veliahd Dairesi bahçelerinde ziyaretçilere yönelik kafeterya hizmetleri veren bölümler ve hediyelik esya satis reyonlari olusturulmus, bu reyonlarda Kültür-Tanitim Merkezince hazirlanan ve milli saraylari tanitici bilimsel nitelikte kitaplar, çesitli kartpostallar ve Milli Saraylar Tablo Koleksiyonundan seçilmis ürünlerin tipki basimlari satisa sunulmustur. Öte yandan Muayede Salonu ve bahçeler ise ulusal/uluslararasi resepsiyonlara ayrilmis, yeni düzenlemelerle saray, müze içinde müze birimlerine, sanat ve kültür etkinliklerine kavusturulmustur.
TOPKAPI SARAYI
Dünyada günümüze gelebilmis saraylarin en eskisi ve genisi Topkapi Sarayidir. Istanbul''un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafindan 1460 - 1478 yillari arasinda yaptirilan ve zamanla yeni eklemelerle genisletilen Topkapi Sarayi, yaklasik 380 yil imparatorlugun yönetim merkezi ve padisahlarin evi olarak kullanilmistirDolmabahçe Sarayi''nin yapilmasindan sonra terk edilen Saray, önemini her zaman korumustur. Sultan I. Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde özel izinle Saray''in bazi bölümlerin ziyarete açildigi bilinir.Dünyada günümüze gelebilmis saraylarin en eskisi ve genisi Topkapi Sarayidir. Atatürkün emri ile 1924 yilindan beri müze olarak kullanilmaktadir. Konumu Halici , Bogaziçini ve Marmara denizi gören, çok gözel manzarali, Istanbulun ilk kurulus yeri olan bilinen akropol tepesidir. Tarihi Istanbul üçgen yarimadasinin en uç noktasinda, 5 km.yi bulan surlarla çevrili, 700.000 m2 özel araziye sahip bir kompekstir. Istanbulun fethini 1453te gerçeklestiren genç Fatih Sultan Mehmet, Imparatorluk tahtini bu sehre tasimisti. Kurdugu ilk saray sehrin ortasinda bulunmaktaydi. 1470lerde yaptirdigi ikinci saraya, önceleri yeni saray, yakin tarihlerden beri de Topkapi Sarayi denilmektedir. Burasi, tarihte bilinen diger Türk saraylari gibi, klasik bir Türk sarayidir. Degisik fonksiyonlari olan, agaçlarla gölgelendirilmis, biribirini takip eden ve abidevi kapilarla ayrilmis avlulardan olusmustur. Fonksiyonel yapilar bu avlularin çevresine serpistirilmistir. Saray, kuruldugu çagdan baslayarak Sultanlarin yaptirdigi birçok degisiklik ve eklemelerle sürekli gelismistir. Sultanlarin 1853te gösterisli Dolmabahçe Sarayina tasinmalari ile resmi sarayliktan çikmis ve hizla harap olmaya yüz tutmustu. Cumhuriyet döneminde 50 yili asan sürekli onarimlar Topkapi Sarayini eski sade güzelligine kavusturmustur. Sarayda sergilenen müze parçalarinin pek çogu dünyada esi-benzeri olmayan saheserlerdir. Saray olarak kullanildigi devirlerdeki fonsiyonlari, tarihteki diger saraylara göre oldukça degisiktir. Burasi imparatorlugun tek sahibi Sultanin resmi ikametgâhi olmakla beraber, resmi devlet islerinin merkezi, bakanlar kurulunun toplantigi, devlet hazinesi, darphanesi ve arsivlerinin bulundugu yerdi. Imparatorlugun en yüksek ögrenim kurumu, Sultanin ve devletin üniversitesi de sarayda bulunurdu. Osmanli Türk Imparatorlugunun kalbi, beyni ve her anlamdaki tek merkezi burasiydi. Kurulusundan epey sonra da sultanlarin özel haremleri de bu saraya yerlestirilmisti. Osmanli Türk Imparatorlugu Türklerin tarihte kurdugu 16 bagimsiz devletten en uzun ömürlü ve en genis topraklara sahip olanidir.
622 yil süren bu dev imparatorluk Akdenizi ve Karadenizi çevreleyen Asya, Avrupa ve Afrika kitalarinda yüzyillarca hüküm sürmüstür. Degisik irk ve degisik dinlerden pek çok ulusu idaresinde birlestirmistir. Tarihte böylesine genis topraklara bu kadar uzun süre hükmeden digeri de Roma Imparatorlugudur. Osmanli Türk Imparatorlugunda 36 Sultan hüküm sürmüs ve 16. yy. baslarindan itibaren, halifelik ünvani ile de, Islam dünyasinin dinsel hükümranligini üstlenmistir. Sarayda Sultanin özel avlusunda bulunan okulda egitimini tamamlayan yetenekli memurlar, genis imparatorlugun yönetimi ve örgütlenmesinde büyük bir sadakatla basari göstermislerdir. Vezir ve sadrazamlarin pek çogu bu okulun mezunlari idi. Topkapi Sarayinda gün isigi ile baslayan hayat her adimda, her durumda, büyük tören ve kati protokol kurallarina bagli idi. Asirlari bulan köklesmis gelenek ve göreneklere herkesin uymasi sartti. Bu husus imparatorlugun çöküs devrinde bile kati kuraldi. Bati dünyasi protokol usülleri, daima bu sarayin kurallarinin etkisinde kalmistir. Topkapi Sarayinin sahil kösk ve pavyonlari geçen yüzyil sonlarinda tahrip olmuslardir. Degisik çini, agaç isleri ve mimari üsluplari, Topkapi Sarayinda Türk sanatinin gelismesini, üslup farklarinin uyumunu en güzel sekilde gösterir.
Topkapi Sarayi Müzesi''ne bagli Serifler Yalisi Sultan I.Abdülhamit döneminde yapilmis selamlik kösktür.
RUMELI HISARI
Istanbul 1453 te Fatih Sultan Mehmet'in sehri kusatmasindan önce de birçok kusatmaya ugramisti.Sehri çevreleyen Roma devri surlari bütün önceki kusatmalari durdurabilmisti. Çok uzun süren kusatmalarda sehrin ihtiyaçlari deniz yolu ile takviye edilirdi.Rumelihisari, karsi kiyidaki daha erken tarihli bir Türk kalesinin karsisinda, Istanbul'u kusatma sirasinda Karadeniz'den gelebilecek yardim ve takviyeleri önlemek amaci ile, sehir kusatmasindan önce insa edilmisti. Bu askeri yapi 1452'de 4 ay gibi inanilmaz kisa bir sürede tamamlanmisti.Bütün Orta Çagin bu en büyük ve kuvvetli hisari 1453'te Istanbul'un Türkler tarafindan fethini takiben stratejik önemini yitirmistir. Klasik Türk kale mimarisinin bu güzel örnegi bütün heybeti ile Bogaziçi'ni süsler. 1950'li yillarda yapilan onarimlari takiben müzeye çevrilmistir. Her yil yapilan Istanbul festivallerinde Hisar içi bir açik hava tiyatrosu olarak kullanilmaktadir. Hisar bütünü ile, en güzel sekilde Bogazin karsi Asya sahillerinden veya Bogazda sefer yapan vapurlardan seyredilebilir
AYASOFYA
Dünyanin 8.harikalarindan birisi sayilan Ayasofya, Sanat Tarihi ve mimarlik dünyasinin 1 numarali yapisi hüviyetindedir. Bu yasta ve bu ebatta zamanimiza gelebilmis ender eserlerdendir. Orijinal adi Hagia Sofia olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapi yanlis bir sekilde, Saint Sofia olarak bilinir.Kubbe insaati Roma mimarisi tarafindan gelistirilmistir, Bazilika plani da eski devirlerden beri tatbik edilmekte idi. Yuvarlak yapilarin üzerleri çok büyük ölçüde kubbe ile örtülebilmisti.
Ayasofya bir 6yy. Bizans devri eseri olmakla beraber, ön misali olmayan, sonraki devirlerde de taklit edilmeyen Roma mimari gelenegine bagli bir Deneme dir.
Ayasofya her devirde hazineler dolusu sarflar yapilarak ayakta tutulabilmistir. Türklerin sehri 1453 yilinda fethetmeleri, harap durumdaki Ayasofyanin derhal camiye çevrilerek kurtarilmasina sebep olmustur. Türk mimari Koca Sinanin 16.yy.da ekledigi payanda duvarlari, 19. yy. ortasinda Mimar Fossati kardeslerin ve 1930dan itibaren yapilan diger restorasyonlar ve kubbenin demir kusak ile çevrilmesi önemli tamirlerdi. 2000 li yillarin restorasyonlari, mevcut madeni portatif iskele ile daha seri yapilabilecektir. Ayasofya 916 yil bas kilise ve 477 yil cami olarak, ayni tanriya inanan 2 degisik dinin hizmetinde olduktan sonra Atatürkün emri ile müze yapilmistir. 1930-1935 yillari arasinda ortaya çikartilip temizlenen bir kisim mozaikler Bizans'in önemli sanat eserleri arasinda yer alirlar.
sultanahmet camii
Türk ve Islam dünyasinin en ünlü anitlarindan birisi olan Sultan Ahmet Camii Istanbul’a gelen herkes tarafindan hayranlikla ziyaret edilir. Klasik Türk Sanatinin bir diger örnegi olan bu Sultan Camii orijinal olarak 6 minare ile insa edilen tek camidir.Bulundugu yer tarihi Istanbul sehrinin daha erken yapilmis diger önemli eserleri ile çevrilidir.Söhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asil adi I. Sultan Ahmet Camiidir. Esas meslegine yakisir sekilde, Mimar Mehmet Aga Cami içerisini kuyumcu titizligi ile dekore etmistir. 1609-1616 yillari arasinda insa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunurdu.Zamanimiza gelemeyen sosyal ve kültürel içerikli yapilardi. Kapali Çarsi, Türk Hamami, asevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmet’in türbesi belli basli kisimlardi. Caminin mimari klasik Türk sanatinin ulu mimari olan Koca Sinan’in ögrencisiydi ve caminin yapiminda hocasinin daha önce denedigi bir plani, daha büyük ölçüde uygulamisti.
|
|
|
|